QR Code
https://iclfi.org/pubs/spk-tr/5/yunanistan

Bu makale, Yunanistan Troçkist Grubu tarafından O Bolsevikos’un 7. sayısında (Aralık 2022) yayınlanmıştır.

Emperyalistler Yunan egemen sınıfıyla birlikte ülkeyi yağmaladılar. Gittikçe büyüyen emperyalist köleleştirmenin bedeli işçilerin kanıyla ödeniyor: limanların ve tersanelerin özelleştirilmesi, fabrikaların kapatılması; sendikalara, sağlık hizmetlerine, eğitime ve sendikal haklara yönelik saldırılar. Enflasyon, temel malların ve elektriğin masrafını yükseltiyor. Bir kriz diğerini kovalıyor: on yıldan uzun süredir devam eden kriz; Almanya’nın 2015’te Avrupa Birliği kemer sıkma programı hakkında yapılan referandumun sonucunu ters çevirmesi; Syriza’nın AB’ye ve bankalara satışı, hükümetin pandemi ve Ukrayna savaşı boyunca uyguladığı felaket politikalar; günümüzdeki kriz. Kitleler yoksullaştırıldı ve küçük burjuvazinin alt katmanları yerle bir edildi. Her konuda acil ihtiyaçları, kapitalist sistemin temel direği olan üretim araçlarının özel mülkiyeti ile çatışıyor.

Emekçilerin ihtiyaçlarını karşılamak ve bunu ülkeyi emperyalist boyunduruktan kurtarma ve bir işçi hükümeti kurma mücadelesiyle birleştirmek için şimdi acilen mücadeleye ihtiyaç vardır. İşçiler gücü ellerine almalı, tüm faydasız parazitlerden kurtulmalı ve ülkeyi yukarıdan aşağıya yönetmelidir. İşçi sınıfının yönetimde olması ve kar güdüsünün ortadan kalkmasıyla birlikte, fahiş fiyatlar, işsizlik ve pahalı barınma gibi belalar hızla ortadan kaldırılabilir.

Peki ama neden sosyalizmin tüm solun günlük sözcük dağarcığının bir parçası olduğu, kitlesel bir Komünist Parti’nin (KKE) ve Avrupa’da eşi benzeri olmayan bir mücadele veren bir proletaryanın bulunduğu ülkede iktidar ele geçirilmediği gibi yaşam koşulları daha da kötüleşti? Bu bizi sorunun özüne götürüyor. Emekçilerin ihtiyaçları ile KKE liderliğinin, işçi sendikalarının ve solun sağladığı siyasal çözüm önerileri arasında dağlar kadar fark var.

Ne yapmalı?

Düşük maliyetli ısınmaya, herkes için ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmetlerine ve eğitime, işlere, uygun emekli maaşlarına ve ücretlere ihtiyacımız var. Daha yeni 9 Kasım’da “genel” bir grev yaşadık. Bu grev bize iki şey gösterdi: işçiler savaşmak istiyor ve grev zafer ile sonuçlanmadı. Neden? İşçiler bir cevabı hak ediyor. İşçi sendikaları GSEE, ADEDY ve PAME, emekçi kitlelerin yaşamlarına fayda sağlayacak önemli talepler için işçileri greve çağırdı. Bu temel taleplerden bazıları ile proletaryanın önüne konulan görevler nelerdi? Yaşanan gerçekten bir genel grev miydi?

KKE’nin birkaç talebi şunlardır: “işçi-halk evleri, öğrenciler ve küçük işletmeler için kira sübvansiyonu, kapsama kriterlerinin genişletilmesi ve sübvansiyonun arttırılması”, “hiçbir emekçinin veya halk evinin elektriksiz, susuz ve telefonsuz olmaması”, “toplu sözleşmeler ve maaşların enflasyonun artışına bağlı bir şekilde arttırılması” ve “hakların gözetildiği istikrarlı işler; maaşsız fazla mesaiye hayır” (Panergatiki No. 15, Eylül 2022). Katılıyoruz. Ancak KKE/PAME liderleri genel grevi bu talepleri kazanmak için nasıl hazırlandılar? İşçilerin temel ihtiyaçları rutin sendikal yöntemlerle, bir geçit töreninden ileri gidemeyen 24 saatlik sembolik bir grevle ve ardından işe dönüşle kazanılamaz. Yunanistan, sayısız grevin ne kadar az sonuç getirdiğine dair bir örnek teşkil etmekte.

Asıl ihtiyaç duyulan şey, tüm işçi sınıfının patronlara karşı hücum ettiği gerçek bir genel grev, yani düşmanı geri çekilmeye zorlayan örgütlenmiş bir siyasal grev. Bu, krizin vurduğu şu anda çalışan insanlar için en fazla tavizi koparmayı garanti edecektir. İşçi sınıfı fabrikaları, ulaşımı, limanları vs. kapattığında, sadece üretimi değil hükümeti de felç eder ve iş yerinde ve ülkede kimin yetkili olduğu sorusunu ortaya koyar: işçiler mi patronlar mı? Genel bir grev ülkedeki tüm sektörleri içine çeker ve proletaryanın çoğunluğuyla birlikte küçük burjuvazinin ezilen katmanlarını da harekete geçirerek burjuvaziye ve onun devletine aktif bir şekilde karşı koyar.

Ancak ihtiyaç büyük ve koşullar olgunlaşmış olmasına rağmen genel bir taarruz düzenlenmiyor. Neden? Çünkü bu bir devrimci program ve liderlik sorunudur. Devrimci bir program reformlar için mücadelenin bile ön koşuludur. Fakat KKE’nin programı, bir işçi devriminin gerçekleştirilmesinin önünde olduğu kadar bu mücadelenin önünde de bir engeldir. Devlet, emperyalist kölelikten kurtuluş, Yunan ve Türk işçilerinin ortak mücadelesi gibi temel sorunlarda reformisttir. İşçilerin mevcut liderliğini, kitlelerin yaşam koşullarının derhal iyileştirilmesine yönelik programları işçi sınıfını iktidara getirmek için daha geniş bir stratejinin ayrılmaz parçası olan liderlerle değiştirmek acilen gereklidir.

Yunanistan’ın ulusal kurtuluşu için

Emperyalistlerin tecavüz ettiği bir ülkede kitlelerin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik hiçbir mücadele, bu mücadeleyi emperyalist boyunduruğa karşı mücadeleye bağlayacak bir program olmaksızın mümkün değildir. KKE’nin programı bu perspektifin önünde bir engeldir, çünkü onlara göre Yunanistan’ın emperyalist olmadığını ama emperyalizm tarafından zapt edildiğini söylemek oportünizmdir. Onlara göre, devrimci bir programın merkezinde olması gereken ulusal kurtuluş da bir tür oportünizm çünkü yerel burjuvaziyi temize çıkarıyor. KKE şöyle belirtiyor:

“Siyasi düzeyde, emperyalizmin bu oportünist anlayışı işçi hareketini tehlikeli bir sınıf uzlaşması yolunda, burjuvaziye siyasi bir kuyruk olarak eklemliyor. Tekelci kapitalizmin daha güçsüz ülkelerinde, yabancı tekelci grupların kurbanları gibi görünme eğilimi olan burjuvazileri temize çıkarıyor. Sınıfsal ayrım çizgisini ülke içinden dışarıya kaydırıyor (‘yöneticilere’, IMF’ye, Almanlara vs.)”

— “Lenin’in emperyalizm teorisi ve çarpıtmaları”, Kommounistiki Epitheorisi No. 2 (2017)

KKE emperyalist boyunduruğa karşı direnişi ulusal burjuvaziyi devirme mücadelesiyle karşı karşıya getirerek yanlış bir ikilem yaratıyor. Emperyalist boyunduruğu kırmak için verilen devrimci mücadele, sınıflar arası siyasi farklılaşmayı zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Yerel burjuvazinin arkasında, işçilere karşı kendisine her zaman para ve silahla yardım edecek olan, emperyalizmin sağlam bir artçısı vardır. Ezilen ve sömürülen kitlelerin ayakta kalabilmek için yaptığı her şey, kaçınılmaz olarak ulusal burjuvaziyi emperyalistlerle açık bir bloğa iter. Emperyalizme karşı bir mücadele, mutlaka ulusal burjuvaziye karşı mücadeleyi gerektirir.

KKE, emperyalist boyunduruğa karşı mücadelenin Yunan burjuvazisiyle uzlaşmaya yol açtığına inanmaktadır. Emperyalizme karşı devrimci bir programın yokluğunda bu gerçekten de bir tehlikedir. Stalinistler 1940’larda faşizmle mücadele adına bir birleşik cephe kurduklarında, Yunan burjuvazisi ve “ilerici” emperyalistlerle (Britanyalı ve Amerikan) iş birliği yaptıklarında olan buydu (Bakınız “1940lar Yunanistan’ı: İhanet Edilen Devrim”, Spartacist [İngilizce versiyon] No 64, Yaz 2014). Sınıf uzlaşması programı gerçekten de reddedilmeli, fakat bunu yapmanın yolu emperyalist köleleştirmeye karşı mücadeleyi reddederek değildir.

KKE’ye göre emperyalistlerle mücadele, “Sınıfsal ayrım çizgisini ülke içinden dışarıya kaydırır (‘yöneticilere’, IMF’ye, Almanlara vs.)”. Diğer bir deyişle... eğer işçiler her şeyden önce mücadelelerini ağırlıklı olarak IMF’ye ve Alman burjuvazisine karşı gerçekleştiriyorsa, bu oportünizm oluyor. Bu mantıkla ve “Yunanistan’da kapitalizm emperyalist gelişme aşamasında, uluslararası emperyalist sistemde ara bir konumda olduğu” söylemiyle, tüm ülkenin emperyalistler tarafından ulusal olarak ezildiğini inkar ediyorlar. Zapt edilmiş bir ülke olan Yunanistan’da yabancı finans kapitalin oynadığı baskın rolü yok ediyorlar. Argümanları hem ulusal hem de sınıfsal kurtuluş mücadelelerini reddediyor. Şimdi temel ihtiyaçlar için verilen mücadelenin emperyalizme karşı mücadeleyle nasıl bağlantılı olduğunu görelim. KKE “işçi-halk hanelerinin ve profesyonellerin borçlarının iptali”, “işçi-halk haneleri üzerindeki emlak vergisinin feshedilmesi” ve “bankalara ve vergi dairelerine ödenecek borçların feshedilmesi” çağrısında bulunuyor (Panergatiki No 15, Eylül 2022).

Katılıyoruz. Fakat bunları kim nasıl gerçekleştirecek? Bir işçi hükümeti mi, yoksa burjuva hükümeti mi? KKE bu soruyu cevaplamadığı için biz cevaplayalım. Bankalar proletarya tarafından kamulaştırılmadan borçlar iptal edilebilir mi? Hayır. Borçları iptal etmek için, kitlelere muazzam bir ulusal borç yükleyen emperyalistlerin, bankaların ve yerel egemen sınıfın çıkarlarını ihlal etmeliyiz. Borçları iptal etmek ve bankaları kamulaştırmak için mücadele devrimcilerin görevidir. Ticari ve bankacılık gizliliğini ortadan kaldırın-defterleri açın! İşçilerin elindeki bankalar, emperyalistlerin Yunan halkının kanını emmek için kullandığı borçları ödemekle ilgilenmeyeceklerdir. Bu, iktidarı ele geçirmemiz gerektiği anlamına mı geliyor? Evet. Sadece tüm ezenlere karşı mücadele veren bir devrimci işçi hükümeti bu programı uygulayabilir. Ancak bunu sadece ulusal ve sınıfsal kurtuluşu programının merkezine koyan devrimci bir parti gerçekleştirebilir.

KKE aynı zamanda şu çağrıda bulunuyor:

“İşçilerin-halkın ihtiyaçlarını karşılamak için üretimin, teknolojinin ve bilimin tüm modern olanaklarını kullanmak. Bunun ön şartı, enerji, gıda ve temel malların büyük iş gruplarının kontrolü altında meta olarak üretilmesi yerine sosyal mülk haline getirilmesi; bilimsel, merkezi planlamanın emekçilerin ve halkın iktidarın dümeninde olacak şekilde geliştirilmesidir.”

— “Gecikmeye Hayır! Halkın protagonist olabilmesi için KKE ile birlikte her yerde mücadeleci ortak eylem”, kke.gr (7 Ekim 2022)

İtirazımız yok. Ancak bugün bulunduğumuz noktadan, emekçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için tüm modern olanakları kullanarak, bunların “sosyal mülk” haline geldiği noktaya nasıl ilerleyeceğiz, insanlar “iktidarın dümeninde” nasıl olacaklar? Bu sorular gizemlerini koruyor. Önümüzde bir nehrin iki kıyısı var ancak onları birleştirecek bir köprü yok. KKE sosyal demokrasi yolunda yürüyor, programını grevde olduğu gibi kapitalizm çerçevesinde reformlarla sınırlı bir asgari program ve sisli, belirsiz bir geleceğe bırakılmış “bilimsel, merkezi planlama… emekçilerin, halkın iktidarın dümeninde olduğu” bir azami program olarak ikiye ayırıyor.

Ama neden köprü yok? KKE, şu an ihtiyaç duyulan mücadeleyle devrimci mücadele arasında bir köprü kurmaktan yoksun çünkü programı ulusal kurtuluş mücadelelerine karşı. 2015’te görüldüğü üzere, KKE’nin programı emperyalistlere olduğu kadar ulusal burjuvaziye de teslimiyete yol açıyor. İşçilerin, KKE’nin hatalarının sadece teorik olmadığını ve gerçek hayatta korkunç sonuçlar doğurduğunu anlamaları için 2015’ten dersler çıkarmak önemlidir. Sınıf bilinçli işçilerin KKE programının reforme edilemeyeceğini ve işçi sınıfının yeni bir liderliğe ihtiyaç duyduğunu anlamaları gerek.

2015’in dersleri

2015 yılında, proletaryanın canını dişine takarak mücadele ettiği acımasız kemer sıkma yıllarının ardından, ülke bir dönüm noktasına vardı. Zamanın iktidar partisi Syriza, kitlelerin öfke ve mücadelesini daha güvenli kanallara saptırmak için emperyalist sömürüye karşı mücadelenin savunucusu olabileceğiyle işçileri kandırmaya çalıştı. Gerçekten de Syriza’nın AB ile daha iyi bir anlaşma yapacağına ve emperyalistlere karşı mücadele edeceğine dair pek çok yanılsama vardı.

2015 yılında Syriza AB’nin emrettiği kemer sıkma politikalarıyla ilgili, “evet” ile sonuçlanmasını umduğu bir referandum düzenledi. Bu hem Syriza hem de AB için en iyi sonuç olacaktı ve onlara, proletaryayı mahvedecek bir yetki verecekti. Devrimciler için emperyalizme karşıtlığımız basitçe bir taktik sorunu değil bir ilke sorunudur. Bizim görevimiz, Syriza’nın emperyalistlere karşı bir mücadeleye önderlik etmekten aciz olduğunu ifşa etmek ve kitlelere yalnızca proleter bir liderliğin kurtuluşlarını getirebileceğini göstermekti. Referanduma ilişkin tek devrimci tutum, hükümete destek olmadan “hayır” idi. KKE liderliği emperyalistlere karşı bir pozisyon almayı haince reddetti ve işçileri geçersiz oy kullanmaya çağırarak “evet” oyuna yardım etti. “Hayır” emperyalist parazitlere güçlü ve net bir cehenneme gidin mesajı yolladı ve bunu, emperyalizmle mücadeleyi zayıflatan KKE’ye rağmen ve KKE’ye karşı başardı.

Referandum sonucu, kitlelerin mücadele etmeye kararlı olduğunu gözler önüne serdi. Bu sonuç ve kitlesel eylemler karşısında Syriza başbakanı Aleksis Çipras bembeyaz kesildi. Emperyalist patronları ona: “Sen kazandın ama Yunanistan kaybetti” dedi. Kitleler referandumdan önce kandırılmıştı. Fakat “hayır” sonucu sonrası, Almanya’nın oyu geri çevirmesi ve Syriza’nın satışı hükümeti zayıflattı ve ifşa etti. Durum, emperyalistlerle ve yerel burjuvaziyle açık bir çatışmayı çağırıyordu.

Devrimcilerin görevi, kitlelerin öfkesini devrimci bir duruma dönüştürecek bir devrimci kutup oluşturmaktı. İşçi sınıfının mücadele etmek için örgütlenmesi gerekliydi. Tam da bu perspektifle “YETER!” dedik ve bir kampanya düzenledik. Ajitasyonu sendikalara ve sol örgütlere yönelttik ve emperyalist boyunduruğa karşı mücadeleyi, tüm ezenlerin devrilmesi ve bir işçi hükümetinin kurulması mücadelesine bağlayan işçi eylem komiteleri kurmak için mücadele ettik. KKE ve sol kelimenin tam anlamıyla tatile çıkarken biz görevimizi yaptık. Çağrılarımıza katılmayı ve kitleleri mücadeleye sokmayı haince reddederek işçilere büyük bir yenilgi yaşattı. Bu konuda en büyük sorumluluk, İşçi hareketindeki baskın rolüyle KKE liderliğine düşüyor. Açıkça görülüyor ki, sorun somut olarak karşılarına çıktığında işçilere avro ve AB’ye karşı mücadelede önderlik etmek istemedi ve böylece aynı zamanda yerel kapitalistleri de kurtardı.

KKE, pozisyonunu haklı çıkarmak için, Troyka (IMF, AB ve Avrupa Merkez Bankası) tarafından hazırlanan kemer sıkma paketine ret oyu vermenin Syriza’nın kendi kemer sıkma paketine ve dolayısıyla hükümetine dolaylı bir destek anlamına geldiğini iddia ediyor. Bu pozisyon, görünüşte hem burjuvaziye hem de emperyalistlere karşı olduğu için ortodoks bir tutum gibi görünüyor. Fakat Stalinistler aşırı solculuğa düşüyorlar. Bu, KKE’nin Yunanistan’ın emperyalist bir ülke olduğu yönündeki tutumundan kaynaklanmakta ve ulusal kurtuluş mücadelesine ihanete yol açmaktadır. KKE’nin emperyalist boyunduruğa karşı mücadelenin ulusal burjuvaziye karşı mücadeleye karşıt olduğu yönündeki tutumu, 2015’te görüldüğü gibi, kaçınılmaz olarak hem emperyalistlere hem de burjuvaziye teslimiyete yol açmaktadır. Hain KKE liderliğinden ayrılın! Sosyalist devrimin dünya partisi Dördüncü Enternasyonal’in yeniden dövülmesi için!

Türk ve Yunan işçilerinin
ortak sınıf mücadelesi için!

İşçi sınıfının, her ciddi mücadeleye giriştiğinde kapitalistlerin bu girişimi Türkiye karşıtı şovenizmi körükleyerek rayından çıkarmaya çalışacağını kavraması çok önemli. İşçilerin kendi çıkarları için mücadele edebilmesi için, Yunan ve Türk emekçilerini birleştirecek bir program kullanarak bu şovenizmle savaşmak şarttır.

Ukrayna’daki savaş, doğal gazdan adalar üzerindeki rakip hak iddialarına kadar pastadan kimin daha büyük bir dilim alacağı konusunda mücadele eden Yunan ve Türk burjuvazileri arasındaki gerilimi ağırlaştırdı. Her iki taraftan gelen sürekli tehditler gündelik haberler. Her iki burjuvazinin de hedefleri gerici. Ulusal birliği kullanarak, kendi çıkarlarını ilerletmek için işçileri birbirlerine karşı kışkırtıyorlar. Bu iki kapitalist sınıftan birini desteklemek, her iki ülkenin işçi sınıfı için de suç teşkil eder.

Emperyalistler bölgedeki hakimiyetlerini sağlama almak için iki ülkeyi birbirine düşürüyorlar. Hem Yunanistan hem de Türkiye, işçilerin karşı olarak mücadele etmekte ortak çıkarı olan emperyalistler tarafından vahşice ezilmektedir. İşçilerin ucuz benzin, elektrik vb. gibi ihtiyaçlarını karşılamalarının tek yolu hem emperyalistlere hem de yerli burjuvaziye karşı sınıf birliği yoluyla doğal kaynakları ezenlerin pençesinden kurtarmaktır. Türk ve Yunan işçilerin devrimci birliği bölgedeki emperyalist egemenliğe büyük bir darbe olur ve emperyalist merkezlerdeki devrim mücadelesini ilerletir. Bu sadece proletarya iktidarı için bir programla gerçekleştirilebilir

Bu perspektifin önündeki en büyük engel, proletaryayı Türk karşıtı şovenizmle dolduran ve onu ulusal burjuvaziye zincirleyip gerçek düşmanın kim olduğu konusunda kandıran KKE. KKE ulusal birliğin bir tuzak olduğunu ve işçilerle burjuvazinin çıkarlarının karşıt olduğunu yazıyor. Kesinlikle! Ama KKE’nin gerçek pozisyonuna bakalım. Uzun yıllar boyunca, art arda Yunan hükümetlerinin Türkiye’yle “ortak egemenlik” (ortak kontrol) çerçevesini kabul ettiklerinden yakındılar:

Yunanistan, Türkiye’yle yapılan iştikafi görüşmeler çerçevesinde, Türkiye’yi rahatsız eden bazı bölgelerde karasularını tek taraflı olarak genişletmemeyi kabul etmiştir ve Deniz Hukuk’una göre hakkı olan 12 deniz mili yerine 6 deniz mili olarak muhafaza etmeyi kabul etmiştir.”

— “Ege’de Yunan hükümeti — Ortak egemenlik çerçevesini kabul etti”, Rizospastis (10 Ağustos 2011)

Yunan kapitalistlerin Türkiye’nin zararına karasularını genişletmesi ve enerji kaynaklarını sömürmesi işçi sınıfının çıkarlarına karşıdır. KKE, Ege ve Güneydoğu Akdeniz’deki doğal kaynakların sömürülmesi konusunda Yunan burjuvazisinin Türkiye’ye karşı hedeflerini açıkça desteklemektedir. Yunan kapitalistlerinin çıkarlarını daha da ilerletme çabalarında, çeşitli hükümetleri Yunanistan’ın toprak ve egemenlik haklarını Türkiye’ye karşı yeterince savunmadıkları için eleştirmektedir. KKE’nin ulusal birliğe karşı tüm sol söylemlerinin yalan olduğu ortaya çıkıyor ve egemen sınıfa verdiği desteği örtbas etmek için kullanılıyor. Hidrokarbonları her iki ülkeye de karşı sömürecek olanlar, sadece emperyalistlerdir. Ayrıca KKE’nin, bir emperyalist hukuku olan uluslararası deniz hukukunu savunması bir suç teşkil ediyor. Bunun anlamı bölgedeki emperyalist statükoyu savunmaktır.

KKE Yeni Demokrasi’ye [ND, mevcut iktidar partisi] karşı söyleniyor:

“Elbette hükümet, sunduğu haritaların ‘haykırdıklarını’ susturuyor. Bir başka deyişle, Türk burjuvazisinin Yunan burjuvazisiyle pazarlığı çerçevesinde bir bir ‘inşa edilen’, ‘müttefikler ve ortaklar’ tarafından sağlamlaştırılan ve mihrabında Yunan ve Kıbrıs egemenlik haklarının ihlal edildiği Doğu Akdeniz’de Avro-Atlantik uyumu için durmadan tarafların ‘müzakere’ masasına gitmeye zorlandığı kabul edilemez iddialar.”

— “Erdoğan, Amerikalılar ve Fransızların mevcut olduğu ortamda Yunanistan’ı ‘Aklını başına toplamaya ve adaları silahsızlandırmaya’ teşvik ediyor”, Rizospastis (10 Haziran 2022)

KKE, “Türk burjuvazinin kabul edilemez iddialarından” bahsediyor. Peki ya Yunan burjuvazisinin iddiaları? Onlar kabul edilemez değil mi? Biz Troçkistlerin buna net bir cevabı var: onlar gericiler. Ayrıca, KKE’nin NATO/AB’ye muhalefeti, temel olarak emperyalistlerin Türk burjuvazisinin hedeflerini desteklemesine dayanıyor, bir başka deyişle Yunanistan’ın tarafında değiller! Emperyalistlerin Yunanistan’ın ulusal egemenliğini tehdit ettiği doğru olsa da KKE’nin NATO/AB karşıtlığının temelinde emperyalistlerin ülkeye tecavüz etmeleri değil Yunan burjuvazisinin Türkiye karşısındaki pozisyonunu zayıflatmaları yatıyor. Ve elbette Stalinistler, Türkiye’nin ulusal egemenliğinin de emperyalizm altında feda edildiğini kabul etmeyi reddediyorlar.

KKE, kitlelerin güçlü anti-emperyalist duygularını, barış ve daha iyi bir yaşam için duydukları özlemi ve emperyalistler tarafından on yıllardır dayatılan aşağılanmaya duydukları nefreti ve öfkeyi sömürüp Türkiye’ye yöneltmek için kullanmaktadır. KKE’nin, emperyalistlerin egemenliğe yönelik bir tehdit oluşturduğu, NATO üslerini kapatılması ve Yunanistan’ın NATO’dan çıkması gibi seslenişleri, Yunan burjuvazisine, emperyalist NATO/AB ittifakları dışında, Yunan kapitalizminin Türkiye’ye karşı daha iyi bir savunması olarak KKE programını benimsemesi yönünde yaptığı korkak çağrıyı gizlemek için bir işçi sınıfı kılıfı olarak kullanılmaktadır. KKE, Yunan kapitalistlerin çıkarlarına daha etkili bir şekilde hizmet edecek alternatif bir politika öne sürüyor.

KKE her iki ülkedeki proletaryayı bölerek emperyalizme karşı yürütülen mücadeleyi sekteye uğratıyor. Her iki ülkenin işçileri sınıf birliğini aşılayacak bir liderliğe ihtiyaç duymaktadır: Yunanlı işçiler Türkiye’deki sınıf kardeşlerinin ezilmesine karşı mücadele etmezlerse özgürleşemeyeceklerdir ve bunun tersi de geçerlidir. Kahrolsun AB ve NATO! Yunanistan/Türkiye NATO’dan çık! Yunanistan, Türkiye ve Balkanlardaki tüm emperyalist üsler kapatılsın! AB/avrodan çık! Gönüllük temelinde birleşmiş Sovyet Avrupa Birleşik Devletleri için!

Devlet ve devrim: Leninizm Stalinizme karşı

İşçiler esaslı reformlar kazanabilmeleri için kapitalist devletle yüzleşmek zorundalar. Egemen sınıf, her şeyi kaybetme tehlikesi korkusu olmadan emekçilere hiçbir şey vermeyecektir. Bir genel grevde burjuvazi ve onun devleti, grev kırıcıları, polisi, faşistleri ve hatta orduyu organize ederek karşılık verecektir. İşçiler kendini savunabilmelidir. KKE bunun önünde bir engeldir, çünkü programı devletle iş birliğine dayanmaktadır; Patra şehrinde burjuva devletini yönetmekte ve polisi desteklemektedir. “Polis, mücadelelerindeki en değerli destekçi olan KKE’yi desteklemeli” başlıklı Rizospastis makalesinde (16-17 Mart 2019) bir polisin şu sözleriyle övünüyorlar:

“KKE, biz aktif ve emekli polis memurlarının, derneklerimiz ve işçi-halk hareketiyle kardeşliğimiz aracılığıyla haklı taleplerimiz doğrultusunda kendi direnişimizi örgütlememiz için değerli destekçimizdir.

Polise ve diğer emekçilere zarar veren ve yoksulları her gün daha da yoksullaştıran halk karşıtı politikanın sonuçlarına karşı halkla birlikte mücadelemizi örgütlememizde bizi destekliyor.”

Lenin’in işçi sınıfını, polislerin “haklı” taleplerini savunarak örgütlemesini hayal bile edemiyoruz. Onların “mücadelesini” desteklemek, işçi hareketini daha etkili bir biçimde bastırmaları için daha çok maaş ve silahı desteklemektir. KKE, polislerin işçi hareketinin bir parçası olduğu ve kapitalizme karşı birlikte mücadele edilmeli yalanıyla halkı yanıltıyor. Ordu ve mahkemelerle birlikte devletin çekirdeğini oluşturan polisi, proletaryanın burjuvazi tarafından baskı altına alınmasının aracı olarak değil, “halk karşıtı politikaya” karşı emekçilerin çıkarları için kullanılabilecek bir güç olarak sunuyorlar. Bu, sınıf iş birliğinin tam tanımıdır! “Bizim sloganımız: Burjuvaziyi yenmek, onları mülksüzleştirmek ve silahsızlandırmak için proletaryayı silahlandırmak olmalıdır!” (Lenin, Proleter Devrimin Askeri Programı, Eylül 1916 [bizim vurgumuz]).

Marksistler için reformların polisle birlik içinde kazanılamayacağı açıktır. Polisler, güvenlik güçleri ve gardiyanlar sendikalardan, işçi hareketinden ve KKE’den çıksın! “Asıl Meseleyi Unuttular” (Mayıs, 1917) makalesinde Lenin’in dediği gibi:

“Halktan kopuk, yoksullara karşı şiddet uygulamak üzere eğitilmiş profesyonel bir kast oluşturan, daha yüksek maaş alan ve yetkiyle birlikte gelen ayrıcalıklara (‘bahşişler’ bir yana) sahip olan polis, burjuvazinin iktidarda olduğu her yerde, her cumhuriyette, ne kadar demokratik olursa olsun, her zaman burjuvazinin şaşmaz silahı, desteği ve koruyucusu olmaya devam eder. Emekçi kitleler lehine hiçbir önemli radikal reform polis aracılığıyla uygulanamaz. Bu objektif olarak imkansız.”

KKE aynı zamanda Patra’da devleti yürütmekte! Ve bunu yapılabilecek tek şekilde yapıyor: devletin baskıcı aygıtlarını yerel düzeyde uygulayıp işçilere karşı kullanarak. Syriza, ND ve diğer valiler gibi, KKE valisi de belediye polisini örgütlüyor, belediye çalışanlarını işe alıyor ve işten çıkarıyor, kapitalist yatırımcıların emriyle kentsel planlamayı tasarlıyorlar vs. Aynı zamanda dayatılan kapanmaları, binlerce insanı baskı altına alıp eve hapsettiklerini, uzaktan çalışmayı yürürlüğe koyduğunu, kadınlara evde ek iş yük yüklediklerini vs. unutmayalım. Patra KKE valisi Peletidis, “komünist” bir vali altında devletin reforme edilebileceği ve işçilerin yararına hareket edebileceği yanılsamasını besleyerek burjuva partilerin valilerinden daha da zararlı bir rol oynuyor. Sadece her şey olduğu gibi kalmakla kalmayacak -özel mülkiyet, burjuva demokrasisi ve bunlara eşlik eden sefalet ve hayat pahalılığı- ama kapitalist devleti yerel düzeyde bile yönetmek tüm bunları savunmak demektir.

Peletidis 9 Kasım greviyle ilgili “Halkla birlikte, geleceğimizi feda etmeyeceğiz; birlikte savaşacağız, mücadele edeceğiz, onları devireceğiz” dedi (“9 Kasım grevinde yükselişin kararlayıcı mesajı”, 902.gr, 18 Ekim 2022). KKE’nin kendisi kapitalist devletin bir parçasını oluşturuyorken bu nasıl gerçekleşecek? KKE’nin ayakları iki teknenin içinde. Bir yandan işçileri örgütlerken diğer yandan Patra’yı yönetiyor, merkezi gücün kirli işini yapıyor. KKE’nin Patra’yı yönetiyor oluşu, pratikte “halkın iktidarı” programının kanıtıdır. Rosa Luxemburg’un dediği gibi:

“Bir burjuva hükümetin karakterini üyelerinin kişisel karakterleri değil burjuva toplumda oynadığı organik işlevi belirler… Bir sosyalistin hükümete girmesiyle ve sınıf egemenliğinin varlığını sürdürmesiyle, burjuva hükümeti kendisini sosyalist bir hükümete dönüştürmez, ama bir sosyalist kendisini bir burjuva bakana dönüştürür…

Parlamentolarda veya belediye meclislerinde burjuva hükümetle mücadele ederek yararlı reformlar elde ederiz, bakanlık koltuğunda oturduğumuzda ise aynı reformlara burjuva devleti destekleyerek ulaşırız. Bir sosyalistin burjuva hükümete girmesi, düşünüldüğü gibi sosyalistlerin burjuva devleti kısmen fethi değil, burjuva devletin sosyalist partiyi kısmen fethetmesi anlamına gelir.”

— “Dreyfus Meselesi ve Milerand Vakası” (1899)

KKE bize Peletidis’in Patra’daki tüm emekçiler ve yoksullar için önlemler aldığı yanıtını verebilir. İşçilerin hayatlarını iyileştirecek her şeyi desteklesek de bu “sosyal politika” bağlamı içinde kalıyor: kapitalist sistemi sorgulamamakla kalmayıp, aksine daha insancıl bir kapitalizme sahip olabileceğimiz fikrini güçlendiriyor. Lenin “eğer burjuvazi ‘belediye sosyalizmine’ izin verip tolere ediyorsa sebebi bu sosyalizmin kendi iktidarının temellerine…servetinin önemli kaynaklarına dokunmaması” ve “burjuvazinin bir sınıf olarak egemenlikte olduğu sürece hiçbir müdahaleye izin vermeyeceklerini unuttular… egemenliklerinin temellerini hedef alan müdahale” diyerek “belediye sosyalizminin” küçük burjuva oportünizmini kınadı (“Birinci Rus Devriminde Sosyal-Demokrasinin Tarımsal Programı, 1905-1907”, Aralık 1907). Emekçiler, KKE’nin devletin reforme edilebileceği aldatmacasına karşı, mevcut devlet aygıtlarının ele geçirip kendi çıkarları doğrultusunda kullanamayacağının bilincinde olmalıdır. Kapitalist devleti yerle bir etmek ve yerine proletaryanın diktatörlüğünü getirmek zaruridir. Reform ile devrim arasındaki temel ayrım çizgisi budur.

KKE’nin reformist programı, genel grevlerin neden geçit törenleri şeklinde yapıldığının merkezinde yer almaktadır. Buradan çıkarılan ders, reformlar için mücadelenin bile devrimci bir liderlik altında bir işçi hükümeti hedefiyle devrimci bir programın parçası olması gerektiğidir.

Aşağıdakiler için mücadele edecek gerçek bir genel greve ihtiyacımız var:

  • Kilise mülklerinin ve egemen sınıfın lüks konutlarının kamulaştırılması yoluyla herkes için uygun evler! Banklar tarafından çalınan evleri geri al!

  • Var olan işlerin maaş kaybı olmadan tüm eller arasında paylaştırılması! Herkes için hayat pahalılığına göre belirlenmiş uygun ücretler ve emekli maaşları!

  • Ekonominin stratejik kollarının tazminatsız kamulaştırılması: limanlar, tersaneler, demir yolu, ulaşım denizcilik endüstrisi ve elektrik tedarikçisi DEI!

  • Yunan, Türk, Alman ve diğer işçilerin AB/NATO emperyalistlerine karşı ortak mücadelesi!

  • Daha fazla iş yaratmak için ülkenin sanayileştirilmesi!

  • Herkes için ücretsiz ve kaliteli bir sağlık sistemi için!

  • Gıda dağıtımı ve fiyatların işçiler tarafından kontrolü için!

  • Borçlar iptal edilsin! Kahrolsun AB ve avro!

  • Sosyalist devrim yoluyla Yunanistan’ın ulusal kurtuluşu için!

Lenin ve Troçki’nin gurur duyacağı bir partiyi dövmek için bizimle birlikte mücadele edin.